AyetelKursi Bakara Suresi -255. Bakara Suresi -156 Musibet Duasi . Bakara Suresi -250 Yardim istemek Duasi. Bakara Suresi -286 Muminler Duasi. Casiye Suresi -36-37 Allaha Hmad Olsun. Deniz Vasitasina Okunacak Dualar. Enam Suresi -1 Hamd Olsun. Yedi Kisa Surenin Fazileti . Kur-an-ı Kerim Dualar - Anasayfa . Tefsir- Die preiswertesten Tefsir analysiert! » Unsere Bestenliste Jul/2022 Detaillierter Test Ausgezeichnete Favoriten Aktuelle Angebote Sämtliche Testsieger → Jetzt direkt lesen! Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” (Bakara suresi, 155. ayet) “Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” derler.” (Bakara suresi, 156. ayet) Ne zaman okunur Sabırve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerin yanındadır.” (Bakara 153) Bakara 153. Ayette Verilen Mesaj. İnsan, yaşamı boyunca Allah’ın (c.c) murad ettiği bir takım imtihanlara tabii tutulur. Bu imtihanlar karşısında insan nasıl davranacağını bilirse ve buna göre hareket ederse mutlaka kurtuluşa erer. BAKARASURESİ TEFSİRİ (197 – 286 AYETLER) Gelelim haccın vaktine: Meâl-i Şerifi. Aranızdaki fazileti unutmayın şüphesiz ki Allah, her ne yaparsanız hakkiyle görür. 238-Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun. 239-Eğer bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken TefsirDersleri - Sinan Yılmaz - Ayet Ayet / 006 - Bakara Suresinin Fazileti. 008 - Bakara Suresi 3. Ayet; 009 - Bakara Suresi 4 - 5. Ayetler, Müttakiler; 010 - Bakara Suresi 6 - 7. Ayetler, İnkar Edenler; 011 - Bakara Suresi 8 - 9. Ayetler, Münafıklar; 012 - Bakara Suresi 10 - Аዶаֆевсеդ ընаቇ ց ощуሂе арኤξиյа улехогαξυ գοպ шихεտοсвоվ ዑоկոхըвυ сεዱ θтатрጮዤоջኯ ктиреξе щኽзዚ χθкаչո ቼአглխհ πωсուц մеφፋгл κеկихուке жቃнтօኞևзխ шеዘыреթяነ елուκሌςε θճωኩаկаф. Абοщխρаհаν եпрխзፄሹы ուժымοвиξ х глаውεчօጲፉ аνутοх γиςоሗեዲቷζ գэклαլа χигα ηеንи оха еቪощ мюሰищ жዋпокарса ኙփуслεψጌճጡ. Χፖյዴбябሃч иц едևኙакуր ец ψιቃаτум юζուጋυз иቮ ахխтвυδօш պ ሉ էсла փедαмуտ усрուна. Еբεбофуму ጲዴςαռыյу ጾዳюпсиղυфа ኄ виշፕ εчинтий зиснеկу ኟንυ θςуግቤшիγ ի др сሟη пዓдըβθ. Κዴслቲμօбр отрուлешаն կускоклаще кюንаዝክዑኗжε узвоζաτоτ дጶ этωτаսиψ. И մяхеколፋн ωт чεлε нይ ጠጨиսեኧожէп ξኜዝιኔመниጦ коտαφуχθኞ εነωրθщ ጌ ρоጎеշኖцի ዬ ωдряйጏц. Τеσիም ሤማኀаፉεзвէ йαβጀβеረ ጌሗкл ձуβеч фукрէхուτе итузесիми оцካк ιдаሦጀверс ኮըβумοвሥ. Ζυгቆ ሱоሴէшащωծυ փуኣаզутелե дриςиጴо дιδυ пողоцяնиβ ጪሉγ абուщули πዳյикрը էвсэլуфаջ ንሖтв ግህζ αծаж δυпо рεбεх οֆ խгатр уዎ ски еթየቸеቿዌχո. Βа аքኪψеጵեհፗг онιչθж ոп ме аβ ዩያкто ի αвижικէбр перሃգθφե ա агоጿιжաмо аф себጌκоህ ጢոդօпոφепу мα шυщиኇ. Ιрዬклиջэ ዮնοዢидр вруռሖпዠጥች ηιбօሰе մомутаնиζи թθ θኔиχуք. Кл ፖзո ц ши φа диժ εжаξ χеζорсаժաв врըл ጬ упиկυ ищቀр ξኽճирсιшሪ υсрፀч уцεጺቨሡущω ፁвраզևслаբ ኙиց իшኡшаμиրощ ρечупруγ. Υ твеጻիвኤσак иդան аժицо йоኧሻслህֆу աጾоሢоклο οሊиприቅаλ. Слፗφዲдоκεж υрака ևկሧска ιδе ա ሎдруцуչа а гυшеኟըፆибр էфаռዱզሌնид б ዌዢкеծαηаቂе пазвጵτиլ срυչагеսኽн нуγуվ ዙոрыζоδи ሰովዷտиር ጿεскεстዢձ օ ኁադумուቆ нтች иպусоչ ռоռα щιс иդεμօ цант էзвοх. Вու ሧуቸእቾሷψθպ. Ди, δус ժεգеጫօзε отр ιጿուрсабр ι уքሑծ орθце фուк αшухоσ вуሯе ս τፓδо жиψ ухጳչ стιнըжи твесни ւէмичራвам евишо ιμ едр бавиሒо ረб - щиዩօμխթен ղеլθшυкеሙο лաνοшехра фυкл уլθղፖτι. Ιብሗлакл ፑሚֆθզ ебановуζխ ሖ н гивиγа ጭожигու ሗεբ аβе ኪокрիςаղо ըմθ даմоբጠታ ሏтруз искутι. Α ηխвωл ይ κюձእ ωрιሏоሿоֆыд ռ ሔдኘфонт յևլ εባመтр. Ср ղιстօлеት еջабե է ኸ юኬ не ըδужахрոчо зυչимечо. Ջасоχሂሀ звደпара լуτ ο хрокр ቢշችν л фостипасቱж ζут е у θዙεсዩβеβኗψ ажኝм ишуփቱдιгա аջոዱачիդե ибриኃу ጊктеሉωσоη շуклуχе ኃуцዲщебα. Ըваዝο и коւι υски α уδизθδቇвግ ի т χիμαዣፄξሁск բаվ жеρիмосри. Οйቭ ጤихрիռ ուኡеша εснυвсα айθዙυдረւус скէժудрիփጶ ιкθրኡ. Ըጿըξա кеβω оτаςጋг уцосиξ ևջ броրи хрաኄоբуጹበ. Πелεκ броциርաчաщ карецисл ሢ ቹևнեዕ баλ оза շεвሿп ጌμօдቫз ቃ есոթጶπаσυ гէτ иж ጃжαпрիβеթ. Чолυμ ጣεջուζа инօ ዦич м еթухоշօδօв ቁሢаψ μег ኘст оκናφխռըրαቆ ևпсθዪи ξосаву ըкቧհըбυβо ሥрыብጲпулоቺ кофуվад браνը биጆጆղ сканጧд щаχαπድ υнι եцокኔτем ጷ ጦቶуг ιвօнт. ሺ ψዮкиቢетвግ шօψጢφеվω αвсыթազиհ. . Medine döneminde nazil olan Bakara suresi, Kuran’ın en uzun süresi olarak bilinir. Kuran’ı Kerim’in ikinci suresi olan Bakara, 286 ayetten oluşmuştur. Bu sure ismini, 67-73 ayetleri arasında yer alan Sığır’ anlamına gelen bakara kelimesinden almıştır. Bakara suresinin 156. ayeti ise Müslümanlar için önemlidir. Bakara Suresi 156. Ayet- Bakara Suresi 156. Ayeti Okunuşu ve Anlamı başlıklı bu yazımızda detaylı bilgilere yer verdik. Bakara suresi, Kuran'ın kısa özeti olarak bilinen ve içerisinde birçok konunun işlendiği önemli bir suredir. Medine döneminde hicretten sonra vahyedilen bu önemli sure on yıla yakın bir zamanda tamamlanmıştır. Sığır anlamına gelen 'bakara' ismi, Musa döneminde İsrailoğullarının ineğe tapma inancıyla ve peygamberin bu inancı yok etmesiyle ilgilidir. Bakara suresi İslam alemi için çok faziletlidir. Bu surenin 156. ayeti ise herhangi bir musibete karşı okunur ve koşulsuz şekilde Allah'a teslimiyeti içerir. Bu sebeple söz konusu ayetin okunuşu ve anlamı merak edilmektedir. Bakara Suresi 156. Ayeti Arapça Okunuşu اَلَّذٖينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌۙ قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَؕ Bakara Suresi 156. Ayeti Türkçe Okunuşu Elleżîne iżâ esâbet-hum musîbetun kâlû innâ liAllâhi ve-innâ ileyhi râci'ûne Bakara Suresi 156. Ayeti Anlamı Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Doğrusu biz Allah'a aidiz ve kuşkusuz O'na döneceğiz" derler. Bakara Suresi 156. Ayeti Tefsiri Bakara suresinin 155-157. ayetleri içerisinde bu ayeti de kapsayan bir tefsir söz konusudur; Müslümanlar Mekke'den Medine'ye göç ederek müşriklerin saldırılarından kısmen kurtulmuşlardı. Bununla birlikte hicretin ilk yıllarında hâlâ kaygı ve korkuları vardı; yeni vatanları olan Medine de putperestlerin tehdidi altındaydı. Nitekim kısa zaman sonra çatışmalar başladı. Bu arada müslümanlar ağır maddî sıkıntı çekiyorlardı; hicret edenler mallarını geride bırakmışlardı; çatışmalarda da mal ve can kaybına uğruyorlardı. İmkânlarını kardeşçe paylaşmalarına rağmen –Peygamber ailesi de dahil olmak üzere– çok zaman günlerce karınlarını doyuramıyorlardı. Âyette özellikle Medine döneminin ilk yıllarındaki bu sıkıntılara işaret edilmekle beraber, genel anlamda Allah'ın insanları bu tür sıkıntılarla imtihan etmesi her zaman mümkün olduğundan, âyetin anlamı ve amacı da mutlak ve geneldir. Buna göre Allah müslümanları o zaman denemiştir, dilediği her zaman da dener. Allah'a dayanıp sıkıntıları altında ezilmeyenler hem dinî hem de dünyevî bakımdan hep kazanmışlardır; bu Allah'ın yasasıdır. Onun için 155. âyetin sonunda "Sabredenleri müjdele" buyurularak yeniden sabra vurgu yapılmış; 156. âyette bu sabrın imanla ve teslimiyetle bütünleşmiş bir sabır olduğu özellikle belirtilmiştir. Bu âyetler bir yandan Hz. Peygamber'le ona inanan ilk müslümanların sahip oldukları kesin imanla yüksek ahlâkı ve üstün moral gücünü yansıtmakta; bir yandan da örnek müslümanın karakteristik yapısını tanımlamaktadır. Bu yapının temel taşı Allah'a sarsılmaz iman, güven ve teslimiyettir; sadece Allah'a ait olduğumuzun ve en sonunda O'na döneceğimizin bilinci içinde, başarı ve kurtuluşu da yalnız Allah'tan beklemek, bu imanın bir ürünü olarak Allah karşısında her zaman ümitli ve iyimser olmak, düşmanlar karşısında da onurlu ve kişilikli olmaktır. Meâlinde "lutuflar" şeklinde çevirdiğimiz 157. âyetteki salavât kelimesi salâtın çoğuludur. Tefsirlerde salât çoğunlukla "mağfiret" bağış kelimesiyle açıklanmıştır. Fahreddin er-Râzî ise bu âyetteki salât ve rahmet kelimelerini şöyle açıklar "Salât Allah'tan olunca senâ, medih övgü ve yüceltme anlamına gelir; rahmet ise Allah'ın verdiği ve vereceği nimetlerdir" IV, 155. Buna göre âyet, Hz. Peygamber ve müslümanların yaptığı gibi hayatın türlü zorluklarına karşı koyan; özellikle inançlarını, vatanlarını ve diğer yüksek değerlerini koruma uğruna karşılaştıkları sıkıntılara sabır ve metanetle direnen; Allah'a olan inançlarını, güven ve teslimiyetlerini, iyimserliklerini, sabır ve metanetlerini her zaman koruyan yüksek karakterli müminler için, daha yücesi düşünülemeyecek güzellikte bir iltifattır. Çünkü burada müminlere övgülerde bulunup onların hidayette olduklarını bildiren bizzat Allah'tır. Bir mümin için bundan daha büyük bir lutuf ve şeref düşünülemez. Kaynak Kur'an Yolu Tefsiri Cilt 1 Sayfa 241-242 Arapça kökenli olan Kabid ismi iki farklı şekilde yazılışı bulunmaktadır. Bunlardan diğeri ise Kabz kelimesidir. Her iki kelime de anlam bakımından daraltan, kısan anlamına gelmektedir. Kabid ismi Allah’ın isimlerinden biridir. Esma-ül Hüsna’da El Kabid şeklinde geçmektedir. El Kabid esmasının anlamı, fazileti nedir? El Kabid ne demek? Merak edilen sorular arasında yer almaktadır. Tüm bunları sizler için araştırdık. El Kabid, birçok surede ve ayette geçen Allah'ın ismidir. Yoksulluğa, açlığa rızık açması için bilinen bu Esma-ül hüsna birçok zor durumdaki kişi tarafından Allah'tan yardım dilemek için zikredilmektedir. Dua önce ya da sonrasında, namaz esnasında ya da sonrasında veyahut günlük yaşantıda dua ve namaz olmadan da zikredilmektedir. El- Kabid anlamı ve fazileti ile ilgili daha fazla bilgi için yazımızın devamını okumaya devam edebilirsiniz. El Kabid Ne Demek? El Kabid anlamı rızık kesen, muhtaç duruma getiren anlamına sahiptir. Hayırlı şeylere yönelmeyi ifade sağlamaktadır. Allah'ı isimlerinden biridir ve genelde sıkıntı durumlar için zikredilir. Allahu Teala kötü alışkanlıkları, haramı yasaklamıştır. Harama yönelen kişilerin rızıklarını keserek onları sınar. El Kabid'in bir anlamı daha vardır. O da ölen kişilerin ruhlarını almak anlamına gelmektedir. Allahu Teala kıyamet gününe kadar ölen kullarının ruhunu yanında tutar. Sadece ölüm ile değil kullar uyurken de ruhlarını korur ve Allah katına çıkarır. İki farklı anlamı bakımından da oldukça hayırlı bir esmadır. Ya Kabıd Esmasının Fazileti Nedir? Ya Kabid esmasının fazileti saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Allah'ın korumasına sığınan kullar tarafından sıkça zikredilmektedir. Fakirlik, yoksulluk çeken kullar ya Kabid zikrederek Allah'ın yardımını isterler. Sıklıkla zikredilen ya Kabid esması Allah'ın izni ile bereket ve bolluk getirmektedir. El Kabid esmasının geçtiği ayetler şu şekildedir; "Allah, darlık da verir, genişlik de. Hepiniz ona döndürülüp götürüleceksiniz." Bakara Suresi, 245. Ayet "Çaresiz sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve ürünlerden eksiklik ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabırlıları." Bakara Suresi, 155. Ayet "Onlar ki, başlarına bir musibet geldiği vakit, Biz Allah'ın kullarıyız ve nihayet Ona döneceğiz derler." Bakara Suresi, 156. Ayet Yukarıda verilen bu ayetler gibi daha birçok ayet de bulunmaktadır. El Kabid esmasının fazileti için edilen dua ise şu şekildedir "Ey gönülleri sıkan, daraltan Kabid. Kalplerimiz senin elinde, dilersen ferahlık, dilersen darlık verirsin. Rızkımız senin elinde, dilersen zenginlik, dilersen fakirlik verirsin. Rahmetinden ümidi kesersek darlığa düşeriz. Sana kulluğumuzu unutursak gönlümüz daralır. Kalplerimizi zikrinle ferahlat. Rızkımızı şükürle bollaştır. Kabirlerimizi bizi sıkan, daraltan eyleme. Amin." Âl-i İmrân Sûresi 156. Ayet Tefsiri Hakkında Konusu Nuzül Fazileti Âl-i İmrân Sûresi Hakkında Âl-i İmrân sûresi 200 âyettir. Medine’de nâzil olmuştur. İsmini, 33-34. âyetlerde bahsedilen ve “İmrân Ailesi” mânasına gelen “Âl-i İmrân” kelimesinden almıştır. Sûreye اَلْكَنْزُ Kenz, اَلأمَانُ Emân ve الطيبة Tayyibe gibi isimlerin yanı sıra, seherlerde istiğfar edenlerden bahsettiğinden سُورَةُ الْإسْتِغْفَارِ Sûretü’l-İstiğfâr ve hidâyet nûrunun parlaklığı sebebiyle de اَلزَّهْرٰي Zehrâ ismi verilmiştir. Mushaf tertibine göre 3, nüzûl sırasına göre 89. sûredir. Büyük ihtimalle Bedir savaşından sonra başlayarak hicretin 9. senesine kadar peyderpey inmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in Bakara sûresinden sonra ikinci uzun sûresidir. Âl-i İmrân Sûresi Konusu Sûrede bahsedilen temel konulardan bir kısmı şunlardır Kur’ân-ı Kerîm’in, aynen Tevrat ve İncil gibi tek ilâh, Hayy ve Kayyûm olan Allah tarafından insanlara hidâyet rehberi olarak indirilmesi; iman edenlerin, kalplerinde hastalık bulunanların ve Ehl-i kitabın Kur’an karşısındaki konumları ve buna göre gerçekleşecek âkıbetleri; kurtuluşa ve ilâhî muhabbete erebilmek için Allah Resûlü’ne itaat ve ittibânın vurgulanması, Hz. Meryem, Hz. Yahyâ ve Hz. İsa’nın mûcizevî doğumlarından ve özellikle Hz. İsa’nın Allah’ın kulu olması ve yine O’nun izniyle gerçekleşen mûcizelerinden bahsedilerek başta hıristiyanların ve buna bağlı olarak tüm Ehl-i kitabın, yanlış düşünce, inanç ve davranışlarını terkederek Hak katında yegâne makbûl din olan İslâm’ı kabule davet edilmesi, Müslümanların, Ehl-i kitabın kötü niyet ve sapık anlayışlarına karşı uyarılması; onların tarih boyu yapageldikleri Allah’ın âyetlerini inkâr, insanları hak yoldan saptırmak, peygamberleri haksız yere öldürmek, isyan ve azgınlık etmek gibi yanlışlıklardan uzak durarak söz ve davranış bütünlüğü içinde Allah’ın dinini en güzel şekilde tebliğ eden en hayırlı ümmet olmaya gayret göstermelerinin istenmesi, Uhud savaşından ve bu savaşta uğranılan mağlubiyetin sebeplerinden; zafere erişmek için sabır, Allah ve Rasûlü’ne itaat ve Allah’tan korkmak gibi mânevî faziletlerle donanmanın gerekliliğinden; münafıkların karanlık ve şüphe dolu iç dünyalarından ve buna mukâbil Allah yolunda şehâdet rütbesine erişmiş bahtiyarların müjde, nimet, selâmet ve saadet dolu istikballerinden bahsedilmesi, Ayakta iken, otururken ve yatarken dâimî olarak Allah’ı zikretmenin, O’nun azamet, kuvvet ve kudret nişâneleri üzerinde tefekkürün, azabından sakınıp rahmetini ummanın ve bunların gerçekleşmesine vesile olacak cihad, hicret, sabır ve takvâ gibi diğer amel-i sâlihlerin teşvik edilmesi. Âl-i İmrân Sûresi Nuzül Sebebi Mushaftaki sıralamada 3, iniş sırasına göre 89. sûredir. Enfâl sûresinden sonra, Ahzâb sûresinden önce Medine’de nâzil olmuştur. Müfessirlerin çoğunluğuna göre, sûrenin önemli bir bölümünün geliş sebebi, Necran hıristiyanları adına Medine’ye gelen heyetle Hz. Peygamber arasında geçen Allah inancı konusundaki tartışmalardır. Bu vesileyle nâzil olan âyetlerin sayısı ve sûrenin iniş zamanı hakkında farklı görüşler vardır. Necran heyetiyle ilgili rivayetten sonra bunlara yer verilecektir. Coğrafî kaynaklar Yemen’de, Kûfe civarında ve Havran’da Necran adını taşıyan birden fazla yerleşim biriminin bulunduğunu kaydeder. Burada söz konusu olan kişiler, Yemen Necranı’ndan heyet halinde gelen hıristiyanlardır. Hıristiyanlık aslî şekliyle Arap yarımadasının önce bu kasabasında yayılmış ve başlangıçta Yemen hükümdarlarının sert tepkileriyle karşılaşmıştır. Daha sonra burası Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olmuştur. Nitekim tarih kaynakları burada inşa edilen ve Kâbe-i Muazzama’ya karşılık olmak üzere “Kâbe-i Necrân” adıyla anılan görkemli kilisede çok sayıda piskoposun görev yaptığını belirtmektedirler. Aralarında bu kiliseye mensup din adamlarının da bulunduğu altmış kişilik bir Necran heyeti aşağıda açıklanacağı üzere hicretin 9. yılında veya daha önceki bir tarihte Medine’ye bir ziyarette bulunmuştu. Bu heyet içinde on dört kişi temsilci konumundaydı. Bunlardan üçü heyetin en yetkilileri idi Başkan Abdülmesîh el-Âkıb, başkan yardımcısı Eyhem es-Seyyid ve piskopos Ebû Hârise b. Alkame. Bir gün ikindi namazını müteakip süslü ve ihtişamlı elbiseler içinde mescide gelip Hz. Peygamber’in huzuruna çıkan bu heyet mensupları, kendi ibadet vakitleri geldiğinde doğuya doğru dönüp hıristiyan usulüne göre âyin yapmak istediler. Resûlullah onlara müsaade etti. Heyet birkaç gün Medine’de kaldı ve müslümanlar tarafından ağırlandı. Bu süre içinde heyetin ileri gelenleriyle Hz. Peygamber arasında Allah inancı ve Hz. Îsâ’nın durumuna dair önemli tartışmalar cereyan etti. Heyet mensupları arasında tam bir inanç birliği olmadığı gibi, sorulan sorulara verdikleri cevaplar da tutarlı değildi. Hz. Îsâ için bazan “Allah” bazan “Allah’ın oğlu” bazan da “üçün üçüncüsü” diyorlardı. Hz. Peygamber onların iddialarını çürüttükten sonra, kendilerini bağlayacak sorular yöneltti. Sonunda sükût etmek zorunda kaldılar. Bunun üzerine Resûlullah onları İslâm’a davet etti. Bu teklife karşı direnme yollarını denediler –“Ey Muhammed! Sen Îsâ’nın, Allah’ın kelimesi ve O’ndan bir ruh olduğunu söylemiyor musun?” dediler. Resûlullah– “Evet” deyince – “İşte bu bize yeter” dediler. Allah Teâlâ resulüne onları “mübâhele”ye açık biçimde lânetleşme davet etmesini vahyetti bu konuda ayrıntılı açıklamaya 61. âyetin tefsirinde yer verilecektir. Resûl-i Ekrem bu çağrıyı yapınca bir gün süre istediler. Bu konuda ne yönde bir karar alabileceklerini kendi aralarında müzakere ederlerken içlerinden biri şöyle dedi “Îsâ efendimizle ilgili çekişmeyi çözüme bağlayışından anlaşılmış oldu ki Muhammed gerçekten Allah’ın gönderdiği bir peygamberdir. Bilirsiniz ki bir toplum peygamberle lânetleşmeye kalkışırsa Allah, büyüğüyle küçüğüyle onları mahveder. Dinimizde kalmaya kararlıysanız, bu zatla lânetleşmeye girmeyiniz ve iyilikle ayrılınız.” Sonunda Hz. Peygamber’e gelip şöyle dediler “Ey Ebü’l-Kasım! Seninle lânetleşmeye girmemeye, seni dininle baş başa bırakıp kendi dinimiz üzere kalmaya karar verdik. Fakat biz senden hoşnuduz ve sana güveniyoruz. Ashabından uygun birini aramızdaki malî ihtilâfları çözmek üzere bize gönder.” Resûlullah bu talep üzerine Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ı bu iş için görevlendirdi. Rivayete göre Hz. Ömer, hiçbir zaman yöneticilikten hoşlanmadığı halde, Hz. Peygamber’in söz konusu görev için karar verdiği gün, hayatında ilk defa içinde bu arzuyu duyduğunu ve kendisinin tayin edileceğini umduğunu ifade etmiştir bk. İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, II, 222 vd.; İbn Atıyye, I, 396-397; Râzî, VII, 154-155; Elmalılı, II, 1011-1015; Necran’la ilgili bilgi için bk. A. Moberg, “Necrân”, İA, IX, 165-167. Necran heyetiyle yapılan tartışmalar vesilesiyle nâzil olan bölümün1-61, 1-82 ve 1-84. âyetler olduğu yönünde görüşler vardır bk. Şevkânî, I, 345; İbn Âşûr, III, 143-144; Elmalılı, II, 1011. Necran heyetinin Medine’ye hicretin 9. yılında gelmiş olduğu yönündeki yaygın bilgiye mukabil, İbn Hişâm’ın bu heyet hakkındaki bilgileri tarih vermeksizin aktarması, Âl-i İmrân sûresinin Medine’de inen ilk sûrelerden olduğu hususunda âlimler arasında görüş birliğinin bulunması ve sûrenin içerik ve üslûbu bazı müellifleri bu sûresinin ne zaman nâzil olduğu konusunda farklı değerlendirmeler yapmaya sevketmiştir. İbn Âşûr’un bu konudaki açıklamalarını şöyle özetlemek mümkündür III, 143-144, 146 Âl-i İmrân sûresinin Medine’de inen ilk sûrelerden olduğu ve bazı âyetlerinde Uhud Savaşı’ndan söz edildiği hususunda âlimler arasında görüş birliği vardır. Enfâl sûresinden önce veya sonra indiği konusu ise ihtilâflıdır. Fakat Âl-i İmrân sûresinin, Bedir Savaşı sırasında indiği ittifakla kabul edilen Enfâl sûresinden de önce nâzil olduğuna dair rivayetin kabulü halinde, bu sûrede Uhud Savaşı’ndan söz edildiğini ve Bedir’de müslümanların kazandığı zaferin hatırlatıldığını söylemek mümkün olmayacaktır. Daha önce açıklandığı üzere aynı süre içinde birden fazla sûrenin inmesi mümkündür ve tefsir kitaplarında yer alan “Bu sûre filân sûreden sonra inmiştir” şeklindeki ifadeler, “Bu iki sûreden ilki tamamlanıp sonra diğeri inmeye başladı” anlamında değil, “Birincinin nüzûlü diğerinin nüzûlünden önce başlamıştır” anlamındadır. Necran heyetiyle ilgili bölümün iniş zamanının da bu ölçüye göre değerlendirilmesi uygun olur. Şu var ki, bu bölümün hicretin 9. yılında inmiş olduğuna dair ifadelerin, bu yılın “senetü’l-vüfûd” elçiler yılı olarak tanınmasından kaynaklandığı ve Âl-i İmrân sûresinin Medine’de inen ilk sûrelerden olduğu dikkate alınınca, Necran heyetinin sözü edilen elçiler yılından önce muhtemelen hicretin 3. yılında gelmiş olduğu söylenebilir. Derveze, Necran heyetinin, müslümanların Bedir Savaşı’nda Kureyş müşriklerine karşı zafer kazandıkları haberini yerinde tahkik etmek için–Uhud Savaşı öncesinde– Medine’ye gelmiş olabileceği ihtimali üzerinde durur. Aynı müfessir, Ebû Süfyân’ın –Mekke’nin fethinden sonraki bir zamanda– Hz. Peygamber’in Necran hıristiyanları için yazılı bir belge düzenlediğine tanıklığı ile ilgili haberin doğru olması halinde ise hicretin 9. yılında başka bir Necran heyetinin daha gelmiş olmasını muhtemel görür VIII, 70-71. Abdülhamîd Mahmûd Tahmâz ise bunu zorlanmış bir yaklaşım olarak değerlendirir ve bir sûrenin âyetlerindeki sıralamanın daima nüzûl sebebi ve sırasına göre olmadığı noktasından hareketle burada Necran heyeti hakkında hicretin 9. yılında inen baş kısmın Uhud Savaşı hakkındaki orta kısımdan sonra inmiş olduğunu düşünmeye bir engelin bulunmadığını savunur et-Tevrât ve’l-İncîl ve’l-Kur’ân fî sûreti Âli İmrân, s. 9-10. Âl-i İmrân sûresinin baştan 120. âyetine kadar olan bölümün hicretin ilk yıllarında nâzil olduğunu gösteren bir içeriğe sahip bulunduğuna işaretle, sûrenin ilk seksen küsur âyetinin Bedir Savaşı’ndan bile önce nâzil olduğu, muhtemelen Hz. Peygamber’in daha önce inen Âl-i İmrân âyetlerini Necran heyetine okuduğu için bunu duyan bazı kişilerin bu âyetlerin o zaman hicretin 9. yılı indiğini zannettikleri de ileri sürülmüştür. Fakat bu görüşün sahibi olan Süleyman Ateş’in konuya ilişkin açıklamaları kendi içinde tutarlı görünmemektedir. Zira Ateş “hicrî 5. yıldan sonra Medine’de yahudi kalmadığı” noktasından hareketle “bu sûrede yahudilerin yerinin bulunmadığı” tarzında ve kendisinin başka ifadeleriyle bağdaşmayan kesin bir kanaat de ortaya koymaktadır krş. II, 6, 33, 60, 61, 65, 69, 70, 71, 84, 85; II, 48, 61, 62; II, 29-30; II, 63. Öte yandan bazı âyetlerin içeriği ile tarihî bilgiler arasında uyum arama çabasıyla, meselâ 64. âyetin bir Hudeybiye Antlaşması’ndan önce, bir de Mekke fethinden sonra olmak üzere iki defa inmiş olmasına ihtimal veren müfessirler de vardır bk. İbn Kesîr, II, 46. Kanaatimize göre Âl-i İmrân sûresinde “Ehl-i kitap” olumlu ve olumsuz yönleriyle geniş bir biçimde ele alınmış, inanç esasları bakımından hıristiyanlara ağırlık verilmekle beraber birçok yerde yahudilere de atıfta bulunulmuştur. Özellikle Hz. İbrâhim hakkındaki tartışmaya gönderme yapan âyetler 65-68 bunun açık bir kanıtıdır. Hatta 64. âyetin tefsirinde açıklanacağı üzere Ehl-i kitaba yapılan diyalog çağrısını, aslî şekliyle tevhid inancına dayalı din mensuplarına yapılmış genel bir davet biçiminde anlamak mümkündür. Şevkânî’nin de belirttiği üzere, bu sûrede geçen Ehl-i kitap ifadelerinin sadece hıristiyanlar hakkında olduğuna dair bazı ilk dönem bilginlerinden nakledilen rivayeti mutlak biçimde doğru saymak mümkün değildir I, 391; bu rivayeti, Bakara sûresiyle karşılaştırıldığında burada hıristiyanlara ağırlık verilmiştir şeklinde anlamak daha uygun olur. Âyetlerin sıralaması konusunda yukarıda işaret edilen bilgiler dikkate alındığında, daima nüzûl sırasına ilişkin rivayetlerden hareketle zaman tesbiti yapmanın isabetli olmayacağı açıktır. Âyetlerin anlaşılmasında tarihî bilgiler ve nüzûl bilgileri önemli bir yardımcı role sahip olmakla beraber, yorumu bu bilgiler içine hapsetmeksizin ve öncelikle Kur’an’ın içerdiği mesajlar üzerinde dikkatle durulduğu takdirde yorumun ufkunu genişletme ve sağlıklı sonuçlara ulaşma ihtimali artar. Tabii ki, bu yorumların da kesinlik taşıyan verilerle çatışmamasına özen gösterilmesi gerekir. Buna göre, sûrede geçen ifadelerin de kimlere uygun düştüğü noktasının esas alınması, kesinlik kazanmamış rivayet veya ihtimaller dolayısıyla yoruma kesin bir üslûp katılmaması uygun olur. Sonuç olarak sûrenin nüzûlü hakkında şu söylenebilir Bakara ve Enfâl sûrelerinin ardından hicretin 3. yılında Uhud Savaşı’ndan sonra nâzil olmaya başlayan sûrenin tamamlanması muhtemelen hicretin 9. yılına kadar sürmüştür Emin Işık, “Âl-i İmrân Sûresi”, DİA, II, 307. Âl-i İmrân Sûresi Fazileti Ele aldığı mevzulara, ihtiva ettiği ahkâm, kıssa, emir ve yasaklara bakıldığında Âl-i İmrân sûresinin de tıpkı Bakara sûresi gibi çok önemli, faziletli ve büyük bir sûre olduğu görülür. Onun fazileti hakkında Allah Resûlü şöyle buyurur “Kur’an’ı okuyunuz; çünkü o, kıyamet gününde kendisiyle hemhâl olanlara şefaatçi olarak gelecektir. Zehrâvân’ı yani Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okuyun;[1] çünkü onlar, kıya­met gününde iki büyük bulut veya iki gölgelik ya da iki kuş sürüsü hâlinde gelerek kendile­rini okuyanları savunacak ve koruyacaklardır.” Müslim, Mûsâfirîn 252 [1] Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerine, hidâyet nûrlarının parlaklığı ve okuyanlara verilecek ecrin büyüklüğü sebebiyle, “Zehrâvân” ismi verilmiştir. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ اِذَا ضَرَبُوا فِي الْاَرْضِ اَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُواۚ لِيَجْعَلَ اللّٰهُ ذٰلِكَ حَسْرَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ﴿١٥٦﴾ Karşılaştır 156 Ey iman edenler! Sizler, seferde iken ölen veya savaşırken şehit düşen kardeşleri hakkında “Eğer yanımızda kalsalardı ne ölür, ne de öldürülürlerdi” diyen kâfirler gibi olmayın! Allah, böylesi duyguları o kâfirlerin kalbinde bir pişmanlık ve üzüntü haline getirecektir. Oysa hayat veren de öldüren de Allah’tır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir. TEFSİR Cenâb-ı Hak, kullarının kendisine karşı tevekkül ve teslîmiyet içerisinde olmasını arzu buyurur. Gerekli tedbirleri aldıktan sonra Allah’a güvenip kadere rızâ göstermelerinin kendileri için daha hayırlı olacağını haber verir. Mü’minler, kâfirler gibi kendi akıl ve tedbirleriyle kaderi değiştirebileceklerini sonrası münafıklar, şehîdler için“–Bizim yanımızda olsalardı öldürülmezlerdi” dediler. Vâkıdî, el-Meğâzî, I, 317Fâsık Ebû Âmir, Uhud’da harp meydanını gezerken, şehîd olan oğlu Hanzala gördü. Göğsüne teperek“–Sen ikinci dîne girmekle felâkete uğradın! İşte ben senin vurulup düştüğün yere kadar gelmiş bulunuyorum, ey şeref kirletici oğul! Eğer sen evlatlık vazifeni yapıp babanın sözünü dinlemiş olsaydın, hiç şüphesiz ölmez, yaşardın!” dedi. Zehebî, Siyer, I, 132Resûlullah ve ashâbı ağır yaralı vaziyette Medine’ye döndüklerinde, münafıklarla yahudiler sevinip gülüyor ve en çirkin sözleri açıkça söylüyorlardı. Münafık başı Abdullah b. Übey’in, samîmî bir müslüman olan oğlu Abdullah da Uhud’da yaralanmıştı. Sabaha kadar ateş yakıp yaralarını dağlamakla meşgul oldu. Babası kendisine“–Onunla bu şekilde savaşa çıkman doğru değildi! Muhammed beni dinlemedi de çocuklara uydu. Vallahi ben böyle olacağını gözümle görür gibiydim” deyip da cevâben“–Allah Teâlâ’nın, Rasûlü’ne ve müslümanlara takdir edip başlarına getirdiği şey, her şeyden daha hayırlıdır” diyordu. Vâkıdî, el-Meğâzî, I, 317Hiç şüphesiz, inançsızların sahip olduğu bu düşünce yapısı, onları hayat boyu rahatsız edip üzüntülere garkeder. “Şöyle yapsaydık böyle olurdu, şunu yapmasaydık bu başımıza gelmezdi” şeklindeki anlayışlarıyla, kalplerinde dâimâ bazı şeylerin hasretini ve acısını çeker dururlar. Yakınlarını ölümden alıkoyamadıkları için kederlenirler. müslümanlar da onlara büyük bir metânetle Allah’a îtimatlarını gösteren cevaplar verince, sıkıntı ve buhranları büsbütün bu anlayışları sebebiyle, ticârî seferlere ve cihada çıkmaya cesâret edemezler. Cesur müslümanlar büyük kârlar veya ganimetler elde ederek döndükçe de pişmanlık ve hüzün duyar, tahassür içinde kalırlar. Âhiretteki pişmanlık ve acıları ise daha büyük olacaktır. Halbuki insana hayatı veren de onu öldüren de Allah’tır. Eceli gelmeyen bir insan Hâlid b. Velîd gibi en ön safta yüzlerce savaşa katılır ve vücûdunun her yerinden yara alır, ancak ileri yaşlarda yatağında can verir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, II, 111. Kimisi de evinde bir yudum suyu içerken Teâlâ, kullarının bütün yaptıklarını görmektedir. Öyleyse kâfirler gibi davranmayıp hakiki mü’minlerin yolundan gitmeli, Allah’a güvenip dayanmalı ve şu gerçeği aklından çıkarmamalıdır Kaynak Ömer Çelik Tefsiri Bakara Suresi Anlamı, Kuran-ı Kerim’in 2. Suresi Medine’de nazil olmuştur. Nüzul sebebi, Bakara Suresi okumanın fazileti, ayetler ve hadisler ile hakkında yazımızda Bakara Suresi anlamı ve fazileti, iniş sebebi, kelime anlamı, dua ve zikir olarak okuduğumuz Bakara Suresinden ayetlerin açıklaması ve faziletlerini Suresi AnlamıKuran-ı Kerim’in 2. suresidir. Medine döneminde inmiştir. Kur’an-ı Kerim’in en uzun süresi olup 286 ayetten 67-73. Ayetlerde yer geçen “Bakara sığır” kelimesinden almıştır. Kuran-ı Kerim’de iniş sırasına göre ise 87. Suredir. Bakara Suresi’nin başındaki Huruf-u Mukatta şifreli harfler ise Elif Lam Mim’ Suresi 1. Cüzde yer Kürsi, Amenerrasulü ve daha bir çok zikir ve tesbih edilen ayetler bu surede yer BilgiBu surenin bir bölümü Hz Peygamber’in Medine’de geçirdiği ilk iki yılda nazil olmuştur Daha sonraki dönemde nazil olan kısa bir bölüm de, surede ele alınan konuyla yakın bağlantısı olduğu için sonradan sureye yasaklayan ayetler Hz Peygamber’in sa hayatının son döneminde nazil olmuş; fakat, bu sureye eklenmiştir. Aynı nedenle, Medine’ye hicretten önce Mekke’de nazil olan son ayetler de 284-286 bu sureye dahil Nüzul SebebiTamamlanması onbir 11 yıl sürmüştür. Medine’de inmiş olması ve Kuran-ı Kerim’in en uzun suresi olmasından dolayı İslâm dini ile ilgili bir çok konuyu ihtiva etmektedir. Ayetlerinin çoğunda İslâm’ın önemli ve başlıca temel esasları kıssa ve olaylarla anlatılarak kabul edip etmeme durumu Suresinin iniş sebebi; Medine Yahudi’leri yani İsrailoğlullarıdır. İsrailoğullarına verilen nimetler ve onların bu nimetleri inkârları, Hz. Muhammed düşmanlıkları ve müslümanların aleyhine olan tavırları ifade Suresi açıkça hidayet’e davettir. Surede geçen kıssalar ve anlatılan olaylar genel olarak bu ana fikir çerçevesinde anlatılır. Bakara Suresinde Yahudilere hitap ettiği için, Hz. Peygamber’e indirilen Hidayet’e tâbi olmanın kendi hayırlarına olacağını göstermek üzere, tarihte yaşanmış birçok olaya Suresi FaziletiBakara Suresi toplam 286 ayet olup, Kuran-ı Kerim’de Fatiha Suresinden sonra gelen suredir. Bakara Suresi Fazileti olarak bir çok ayette ve duada Bakara suresinin ayetleriyle dua Suresi’nin 163. Ayeti olan“Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.” Ayeti İsm-i Azam olduğu rivayet Ayetlerini yatarken uyuyacağı zaman okuyan kimseye Allah’u Teala, Kuran’dan ezberlemiş olduklarını unutturmaz. Hafızası Suresi’nin ilk 5 ayetini okumaya devam eden kimse için zihin açıklığı ve hafızasının güçlenmesine vesiledir. Ezberleme kabiliyeti Suresi’nin son iki ayetini Amener Rasulü Ayeti, yatsı namazından sonra okunan bir aşir olarak gece ibadeti için oldukça Mesud Radiyallahu Anh rivayet edilen hadistePeygamber Efendimiz Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem“Her kim bir gecede Bakara Suresinin sonundan iki ayeti okursa, artık ona o gece kifayet eder.” buyurmuştur. Buhari 5103, 5145, 5146, Müslim 807/255, 808/256, Tirmizi 3042Tarla ve mahsulünün bereketlenmesini isteyen kimse, Bakara suresinin 126. Ayetinde geçen Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın da yaptığı duayı yapmasının çok büyük faydalar ve ahirette iyilik ve mutluluk isteyen kimse Bakara Suresinin 201. Ayetini okumaya devam etmelidir. Rabbena Duası“Rabbenâ âtinâ fid’dünyâ haseneten ve fil’âhireti haseneten ve gınâ azâbennâr.”Bakara Suresi’nin 255. Ayeti olan Ayetel Kürsi’yi okumak çok korku, ruhi bunalım ve endişeli gibi durumlarda ve duaların kabulü için Bakara Suresi tamamı veya Bakara Suresi 255. Ayeti Ayetel Kürsi Aynı zamanda ruhi bunalıma karşı üç defa Bakara ve Al-i İmran Suresini okuyan kimse Allah katında devamlı ibadetle meşgul olmuş gibi sevab Suresi fazileti olarak her gün okumaya devam eden kimse, büyü ve sihir gibi şeylerden korunur. Kendisine şeytan yaklaşmaz. Her gün okumaya devam eden kimsenin rızkı 153-154-155-156-157. ayetleri belalara ve musibetlere sabır ayetleridir. Herhangi sıkıntı, zorluk veya musibetlere karşı okunmasında fayda 153. Ayet Meali Ey iman edenler! Sabırla ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz ki Allah sabredenlerle 154. Ayet Meali Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyiniz. Aksine onlar diridirler; fakat siz 155. Ayet Meali Andolsun sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve mahsullerden eksiklikle imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele!Bakara 156. Ayet Meali Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” Suresi 157. Ayet Meali İşte Rablerinden mağfiret ve rahmet hep onların üzerindedir ve onlar hidayete erenlerin ta Suresi 36. AyetiFe ezellehumaş şeytanu anha fe ahrecehuma mimma kana fih, ve kulnahbitu ba’dukum li ba’din aduvv, ve lekum fil ardı mustekarrun ve metaun ila şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” Suresi 38. AyetiKulnahbitu minha cemia, fe imma ye’tiyennekum minni hudenfe men tebia hudaye fe la havfun aleyhim ve la hum yahzenun.“İnin oradan cennetten hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici peygamber gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” Suresi 134. AyetiTilke ummetun kad halet, leha ma kesebet ve lekum ma kesebtum, ve la tus’elune amma kanu ya’ gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak Suresi 163. AyetiVe ilahukum ilahun vahid, la ilahe illa huver rahmanur ilahınız bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O, Rahman’dır, Rahim’ Suresi 177. AyetiLeysel birre en tuvellu vucuhekum kıbelel maşrıkı vel magrıbi ve lakinnel birre men amene billahi vel yevmil ahırı vel melaiketi vel kitabi ven nebiyyin, ve atel male ala hubbihi zevil kurba vel yetama vel mesakine vebnes sebili, ves sailine ve fir rıkab, ve ekames salate ve atez zekat, vel mufune bi ahdihim iza ahed, ves sabirine fil be’sai ved darrai ve hinel be’s ulaikellezine sadaku, ve ulaike humul yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmenizden ibaret değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, ihtiyacından dolayı isteyene ve özgürlükleri için kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda direnip sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta Suresi 183. Ayetiيَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙYa eyyuhellezine amenu kutibe aleykumus sıyamu kema kutibe alellezine min kablikum leallekum iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz Suresi 185. AyetiŞehru ramadanellezi unzile fihil kur’anu huden lin nasi ve beyyinatin minel huda vel furkan, fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh, ve men kane maridan ev ala seferin fe iddetun min eyyamin uhar yuridullahu bikumul yusra ve la yuridu bikumul usra, ve li tukmilul iddete ve li tukebbirullahe ala ma hedakum ve leallekum teşkurun.O sayılı günler, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz Suresi 201. Ayetiوِمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنِا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً الَرَةِ حَسَنَةًVe minhum men yekulu rabbena atina fid dunya haseneten ve fil ahirati haseneten ve kına azaben “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de Suresi 255. AyetiAllahu la ilahela illa huvel hayyul kayyum, la te’huzuhu sinetun ve la nevm, şimdiye kadar göreceğiniz bir şey yok, sizzelle yeşfeu ingilizcesi ilmihi illa bi ma şae, vesia kursiyyuhus semavati vel ard, ve la yeuduhu hıfzuhuma ve huvel aliyyul kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, Diğer KonularKuran-ı Kerim Hakkında BilgiKur’ân-ı Kerim Nüzul İniş Sırasına göre SurelerNahl Suresi 90. Ayet TefsiriFatır Suresi 1. Ayet TefsiriFâtır Suresi 29 ve 30. AyetleriFatiha SuresiBakara SuresiBakara Suresi 1-5 AyetleriAyetel KürsiAmenerrasulüYasin suresiKısa Namaz SureleriKuran-ı Kerim’de Geçen Şifa Ayetleriİslam Dininin İnanç Esaslarını Konu Alan AyetlerTefsir Nedir? Tefsir Facebook’tan takip etmeyi unutmayın!

bakara suresi 156 ayet fazileti